Merhaba sevgili okurlar, sürecin düşündüğümden çok daha uzun, yorucu ama bir o kadar da dönüştürücü olması nedeniyle, bu seriyi daha fazla uzatmadan, tüm anıları damıttığım tek ve güçlü bir final yazısıyla noktalamaya karar verdim.

Hatırlarsanız her şey, kariyerime ara verdiğim o dönüm noktasında, Türk Hava Yolları ve Miles&Smiles ekibinin “Rota: 6 Kıta, 1 Milyon Mil” kampanyasını duyurmasıyla başladı. Önümde 6 farklı kıtaya (Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Okyanusya) uçmamı gerektiren, maddi ve manevi olarak inanılmaz iddialı bir hedef vardı. Hayatımın bu en çılgın kararlarından birini alırken, her zaman olduğu gibi arkamda sarsılmaz bir dağ gibi duran ve beni sonuna kadar destekleyen aileme ne kadar teşekkür etsem azdır. Onların inancı olmasaydı, bu adımı atmak çok daha zor olurdu.

Planlama aşaması tam bir mühendislik ve lojistik problemine dönüştü. Süre kısıtlıydı ve ben gittiğim yerleri sadece “görmek” değil, orada gerçekten vakit geçirip o havayı solumak istiyordum. Kampanyanın en katı kuralı, tüm uçuşların Türkiye çıkışlı ya da İstanbul aktarmalı olması zorunluluğuydu. Yani bir kıtadan diğerine direkt geçiş şansım yoktu; her seferinde eve, yani İstanbul’a dönüp kartları yeniden dağıtmam gerekiyordu. Bu kısıtlar altında rotayı çizdim, sırt çantamı hazırladım ve ilk hamlemi yaptım.

1. Durak: Güney Amerika – Brezilya (Maceranın Başlangıcı ve Yol Arkadaşlığı)

İlk durağım, önceki yazılarımda detaylarını paylaştığım Brezilya oldu. Vize uygulamaması nedeniyle büyük bir lojistik kolaylık sağlayan São Paulo’ya bilet alarak her şeyin başlayacağı yere doğru havalandım.

Brezilya seyahatimi São Paulo – Rio de Janeiro – São Paulo üçgeninde tamamladım. Seyahat boyunca konaklamalarımın tamamını Ibis Hotel – ALL Accor bünyesinde gerçekleştirdim. Gitmeden önce aldığım ALL Voyageur kartı sayesinde hem ciddi indirimler hem de harika ek haklar elde ettim. Kontrolcü ve konforuna düşkün biri olarak, minimum bütçeyle dünya standartlarında bir kaliteyi yakalamak benim için önemli bir başarıydı. Bu arada ufak bir parantez açayım: Bu seyahatin hiçbir döneminde herhangi bir sponsorluk, iş birliği ya da maddi destek söz konusu olmadı; tamamen kendi ayaklarımın üzerinde durduğum bir bütçeyle yoldaydım.

Tam bu ilk seyahatin başladığı gün, havayolu şirketi kampanyaya gösterilen aşırı yoğun ilgi nedeniyle süreci erken sonlandırdığını (8 Temmuz 2025) açıkladı. İlk uçuş günümde böyle bir haberle karşılaşmak büyük bir stres kaynağı olsa da, açıklama tarihinden önce ilk biletlememi yaptığım için haklarım korundu ve sürece devam edebildim.

İşte o stresli ilk uçuşta, hayatımın en güzel tesadüflerinden biri gerçekleşti: Pedro Abi ile tanıştım. Ben São Paulo’ya gidiyordum, o ise aktarmalı olarak Buenos Aires’e devam ediyordu. Yolculuğumuz aynı uçuşta başladı (ve buraya ufak bir spoiler bırakayım: Bu dünya turunun son uçuşunu da yine onunla beraber yapacak, hatta aynı hostelde kalacaktık).

2. Durak: Avrupa – Gürcistan (Hızlı ve Nokta Atışı)

Brezilya’dan İstanbul’a dönüp Güney Amerika kıtasını başarıyla cebe koyduktan sonra, vakit kaybetmeden ikinci rotayı belirledim. Üçüncü büyük rotam olan Avustralya için vize süreçlerini yönetirken, aradaki zamanı verimli kullanmak adına Avrupa kıtası hedefimi vizesiz ve yakın bir durakla tamamlamak istedim: Tiflis, Gürcistan.

İstanbul’dan Tiflis’e uçtum ve orada dolu dolu 1 gece 2 gün geçirdim. Kısa ama hedefe yönelik bir seyahatti. Tiflis’in tarihi sokaklarında yürümek, o kendine has mimarisini ve kültürünü solumak, yaklaşan daha büyük seyahatler öncesinde harika bir nefes alma durağı oldu.

3. Durak: Kuzey Amerika – ABD (New York ve Konfor Alanını Yıkmak)

Avrupa durağından sonra rotayı Kuzey Amerika’ya, büyüleyici New York’a çevirdim. Sahip olduğum ABD vizesi bu aşamada işimi çok kolaylaştırdı. İstanbul aktarmalı New York uçuşumun ardından, Central Park’ın hemen yanında yer alan West Side YMCA‘e yerleştim.

Bana bu harika konaklama yerini öneren Pedro Abime buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Konum gerçekten müthişti; şehrin kalbinde, her yere yürüme mesafesindeydim. En önemlisi, hayatımda ilk defa bir hostelde kalıyordum. Konfor seven ve kontrolcü bir insan olarak hostel fikri başta beni düşündürse de, burası sosyal anksiyete için adeta müthiş bir ilaç oldu. Dünyanın her yerinden gelen insanlarla iletişim kurmak, ortak alanları paylaşmak vizyonumu tamamen değiştirdi ve New York’ta geçirdiğim o bir haftayı unutulmaz kıldı.

4. Durak: Asya – Birleşik Arap Emirlikleri (60 Derecede Bir Vaha)

New York’taki o hareketli ve sosyal haftanın ardından, Asya kıtası hedefim için yönümü Orta Doğu’ya çevirdim. Vize başvurumun sonuçlanmasını beklediğim heyecanlı bir sürecin ardından Dubai vizemi aldım ve yola koyuldum.

Dubai’de 2 gece 3 gün geçirdim. Ancak planladığım gibi bir şehir gezisi yapmak neredeyse imkansızdı; çünkü ağustos ayında hissedilen sıcaklık 60 dereceleri aşıyordu! Dışarıda yürümek çölde yürümekten farksızdı. Neyse ki yine ALL Accor sadakat statüm sayesinde oldukça uygun bir fiyata rezerve ettiğim 5 yıldızlı bir otelde kaldım. Bu seyahat benim için bir şehir turundan ziyade, otelin havuzunda serinlediğim, New York ve Brezilya yorgunluğunu attığım tam bir dinlenme ve enerji depolama molası oldu.

5. Durak: Afrika – Fas (Tarih ve Toplumsal Zıtlıklar)

Dubai’deki dinlenme molasının ardından rota, dünya turunun belki de en düşündürücü duraklarından birine, Afrika kıtasına çevrildi. Aslında ilk planım Güney Afrika’ya gitmekti. Ancak o dönemki iş durumum, aktif olarak çalışmıyor oluşum ve vize süreçlerinin olumsuz sonuçlanma ihtimali beni daha güvenli bir hamle yapmaya zorladı. Ben de hakkımı vizesiz seyahat edebildiğim Fas’tan yana kullandım ve Marakeş’e uçtum.

Marakeş’te geçirdiğim 2 gece 3 gün, bende çok derin izler bıraktı. Fas’ın o muazzam, büyüleyici tarihi dokusuna, mimarisine ve kültürüne gerçekten hayran kaldım. Fakat madalyonun bir de diğer yüzü vardı. Dünya tarihinin en uzun süre devam eden krallıklarından birine ev sahipliği yapmasına rağmen, halkın büyük bir sefalet içinde yaşaması beni derinden üzdü. Sokaklardaki o keskin tezatlık, lüks otellerin hemen yanı başındaki yoksulluk, üzerine uzun uzun düşünülecek ve belki de başka bir blog yazısının konusu olacak kadar yoğundu. Fas’ta da yine sadakat programımın güvendiğim limanı olan Ibis Otel’de konaklayarak Afrika hedefimi de tamamlamış oldum.

İstanbul Havalimanı’nda Zamanı Durdurmak: 18 Saatlik Bekleyiş

Fas dönüşünde beni lojistik olarak zorlayıcı ama bir o kadar da heyecanlı bir geçiş bekliyordu: İstanbul Havalimanı’nda tam 18 saat geçirdim. Bunun sebebi, Fas biletimle bir sonraki durağım olan Avustralya biletimi birbirine bağlayamamış olmamdı. Üstelik Avustralya vizemin netleşmediği o belirsiz günlerde uçuşu kaçırma riskini göze almak istemediğim için iki uçuş arasına böyle devasa bir tampon süre koymuştum. Vizemi aldıktan sonra da planı bozmadım ve o 18 saati havalimanında heyecanla karışık bir sabırla geçirdim.

6. Durak ve Büyük Final: Okyanusya – Avustralya (Kaygılar, Fırsatlar ve Zirve)

Gelelim bu yolculuğun en çok kaygı duyduğum, beni en çok düşündüren kısmına: Avustralya vizesi. 29 yaşında, bir yıldır aktif olarak kurumsal hayatta çalışmayan ve finansal olarak dalgalı bir grafik çizen biri olarak vize almak imkansıza yakın görünüyordu. Ancak pes etmedim ve bu durumu tersine çevirecek bir fırsat aramaya başladım.

Tam o sırada karşıma Sidney’de düzenlenecek olan IAC 2025 (76. Uluslararası Uzay Kongresi) çıktı. Pilotaj alanındaki aktif yüksek lisans eğitimim nedeniyle öğrencilik statüm hala devam ediyordu. Bu akademik kimliğimi kullanarak kongreye öğrenci kaydı yaptım ve başvurum onaylandı! Bu resmi davetiyeyi alır almaz vize sürecini başlattım. Eylül sonundaki bu büyük etkinlik için vize başvurumu ancak ağustos ayının sonunda yetiştirebilmiştim. Sonuç ise tam bir rahatlama anı oldu; Avustralya hükümeti bana hem turistik hem iş hem de öğrenci kapsamını içeren 1 yıllık, çoklu girişli (multi) bir vize verdi.

Sidney uçuşu öncesinde harika bir sürpriz daha yaşandı. İlk uçuşta tanıştığım Pedro Abi ile yollarımız tekrar kesişti. Kendisi Miles&Smiles Elite üyesi olduğu için uçuş saatine kadar İstanbul Havalimanı THY Lounge’da beraber vakit geçirdik. O kadar keyifli bir ortamdı ki, saatlerce süren bekleme süresi bize bir an olsun sıkıcı gelmedi.

THY’nin Sidney uçuşu uzun ve kendine has bir rutine sahipti. Uçak direkt gidiyor gibi görünse de rota üzerinde yakıt ikmali için bir havalimanında duruyorsunuz. Bu sırada tüm yolcular uçaktan iniyor, tekrar güvenlik kontrolünden geçiyor ve ardından aynı uçağa geri biniyor. Bu uzun ama sorunsuz lojistik sürecin ardından nihayet Sidney’e ayak bastık ve hostelimiz olan YHA Sydney Central‘a yerleştik. İşte o an, 6 kıtayı da başarıyla tamamlamış olmanın gururu içimi kapladı.

Avustralya seyahatim, tüm bu maceranın açık ara en keyifli dönemiydi. Tıpkı yolculuğun en başındaki Brezilya gibi, burada da dolu dolu 11 gece geçirdim. Bu dünya turunun başı (Brezilya) ve sonu (Avustralya) benim için ne kadar doyasıya ve uzun yaşandıysa, aradaki kıta geçişleri bütçe ve zaman kısıtları nedeniyle bir o kadar minimal ve nokta atışı oldu.

Dijital Bir Nokta, Yeni Başlangıçlar

Tüm bu süreci, planları, vizeleri ve yolların kesiştiği insan hikayelerini tek bir blog postunda aktarmak istediğim için hikayeyi şimdilik burada noktalıyorum. Bu kariyer molası bana sadece dünyayı gezdirmekle kalmadı; kontrolcü ve planlı yapımı hayatın doğal akışıyla esnetmeyi, zorluklar karşısında alternatif yollar (IAC 2025 gibi!) bulmayı öğretti.

Sırt çantamda 1 milyon milin hikayesi, zihnimde sadeleşmenin verdiği o hafiflikle evime dönüyorum. Sıradaki maceralarda ve yeni rotalarda tekrar görüşmek dileğiyle…

Yolculuğuma eşlik ettiğiniz için teşekkürler!

Görüntülenme Sayısı:
20 views

Cevher.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.